Anadolu Kaplanları’nın Tek Çıkış Yolu: Dünyada Markalar Yaratmak
Türkiye üretim gücü yüksek bir ülke.
Sanayisi güçlü, girişimcileri çalışkan ve Anadolu’nun birçok şehrinde dünya standartlarında üretim yapan şirketler var. Ama küresel rekabet artık yalnızca üretimle kazanılmıyor.
Türkiye’den çıkan şirketlerin dünya pazarlarında nasıl kalıcı markalara dönüşebileceğini konuşmak için, dört kıtada markalama ve iletişim stratejileri üzerine çalışan iletişim stratejisti H. Hun Bozkır ile bir araya geldik.
Bozkır, kurucuları arasında yer aldığı Konseptiz ile bugüne kadar farklı sektörlerde onlarca markanın konumlandırma, kimlik ve iletişim stratejisini hazırlayan bir isim.
Anadolu’dan çıkan üretim gücünün nasıl küresel marka değerine dönüşebileceğini, Türk iş dünyasının iletişim ve marka yönetimine neden daha fazla yatırım yapması gerektiğini ve global rekabetin yeni kurallarını kendisiyle konuştuk.
İletişim stratejisti H. Hun Bozkır bu durumu sakin bir tonla şöyle anlatıyor:
“Türkiye üretmeyi çok iyi öğrendi. Ama dünyada rekabet etmek için artık üretmek yetmiyor.Bugün global pazarda asıl rekabet markalar arasında yaşanıyor.” Bir süre düşünüp ekliyor:“Anadolu Kaplanları’nın dünyada kalıcı olmasının tek yolu var. Dünyada marka yaratmak.”
Türkiye Üretiyor, Yabancı Markalar Kazanıyor
Hun, küresel ticaretin önemli bir gerçeğine dikkat çekiyor. Türkiye birçok ürünü yüksek kaliteyle üretiyor ve dünya pazarlarına gönderiyor. Ancak bu ürünlerin önemli bir kısmı dökme veya markasız şekilde ihraç ediliyor.
“İtalya, İspanya ya da Amerika bu ürünleri alıyor. Sonra kendi markalarıyla paketliyor, kendi hikâyelerini anlatıyor ve dünya pazarında çok daha yüksek değerle satıyorlar.”
Hun’a göre bu durum yalnızca ticaret değil, aynı zamanda bir ders niteliğinde.
“Bizden çıkan her dökme ürün aslında bize şunu öğretiyor:
Dünyada asıl kazanç üretimde değil, markada oluşuyor.”
“Biz üretimde iyiyiz, markada çekingeniz”
Sohbet ilerledikçe konu doğal olarak Türk şirketlerinin global pazarlardaki konumuna geliyor.
Hun bunu eleştirmekten çok bir tespit olarak anlatıyor.
“Türk iş insanı üretim konusunda gerçekten çok güçlü.
Fabrika kurar, ürün geliştirir, maliyet yönetir.
Ama aynı kararlılığı marka konusunda çoğu zaman göstermiyor.”
Oysa global pazarlarda ürün kadar önemli olan bir başka alan var:
algı ve anlam üretimi.
“Bir ürün raflarda yer alır.
Bir marka ise insanların zihninde yer alır.
İşte fark tam burada.”
Yönetim Kurulu Masalarında Eksik Bir Koltuk
Sohbet sırasında konu bir noktada şirket yönetimlerine geliyor.
Hun bu noktada dikkat çekici bir öneri getiriyor.
“Türkiye’de yönetim kurullarında çok güçlü insanlar var.
Finansçılar var, mühendisler var, hukukçular var.
Ama çoğu zaman bir şey eksik oluyor.”
Biraz durup gülümsüyor.
“Masada bir iletişimci yok.”
Sonra bunu daha net bir cümleyle anlatıyor:
“Bugün marka yönetimi artık reklam meselesi değil.
Bu bir strateji meselesi.
Nasıl ki finans kararları CFO’suz alınmazsa,
marka kararları da iletişim stratejisti olmadan alınmamalı.”
Uluslararası Mevzuatı Biliyoruz, Müşteriyi Tanımıyoruz
Hun, Türk şirketlerinin global pazarlara yaklaşımındaki önemli bir boşluğa dikkat çekiyor.
“İş insanlarımız ihracat yaptıkları ülkelerin mevzuatını çok iyi biliyor. Ama o ülkelerdeki insanların neden bir ürünü tercih ettiğini çoğu zaman merak etmiyor.”
Oysa global pazarda farkı yaratan şey yalnızca ürün değil, müşteriyi anlamak.
“Uluslararası markalar sadece ürün tasarlamaz. Müşterinin zihninde ve kalbinde yer eden bir marka dünyası kurarlar.”
Hun’a göre ambalajdan hikâyeye, iletişim dilinden görsel kimliğe kadar her şey o pazardaki insanların algısına göre şekillenmelidir.
Konseptiz’in uzmanlığı da tam burada devreye giriyor.
“Biz markaların farklı ülkelerde doğru anlaşılmasını sağlayan bir iletişim mimarisi kuruyoruz.”
Hun’a göre güçlü üretim artık Türkiye’de var.
Sıradaki adım bu gücü markaya dönüştürmek.
Konseptiz: Global Marka Stratejileri
Hun’un kurucuları arasında yer aldığı Konseptiz, Türkiye merkezli bir marka stratejisi ve iletişim ajansı. Ajans bugüne kadar dört kıtada birçok markanın konumlandırma, kimlik ve iletişim süreçlerini tasarladı.
Tarım markalarından sağlık kurumlarına, sanayi şirketlerinden teknoloji girişimlerine kadar farklı sektörlerde çalışan ekip, şirketlerin global pazarlara hazırlanmasına odaklanıyor.
Hun bu yaklaşımı kısa bir cümleyle anlatıyor:
“Bizim işimiz logo yapmak değil.
Şirketlerin dünyaya kendilerini doğru anlatmasını sağlamak.”
Konseptiz’in dikkat çeken çalışmalarından biri de Türkiye’de 14 yıl sonra kurulan yeni bir havayolu markasının global stratejisini ve marka tasarımını hazırlamak oldu.
Hun bu projeyi şöyle özetliyor:
“Bir havayolu yalnızca uçaklardan oluşmaz.
Bir havayolu aslında bir ülkenin dünyaya açılan markasıdır.”
Hun’a göre Konseptiz ekibini farklı kılan şey yalnızca yetenek değil, aynı zamanda güçlü bir motivasyon.
“Biz kendimizi dünya standartlarında hizmet üretmeye adamış bir ekibiz.”
“Anadolu’dan Dünya Markaları Çıkabilir”
Sohbetin sonunda Hun geleceğe dair umutlu konuşuyor.
“Ben Anadolu’da inanılmaz şirketler görüyorum.
Dünyayla rekabet edebilecek bilgiye ve üretim gücüne sahipler.”
Sonra cümleyi tamamlıyor:
“Şimdi yapılması gereken şey çok net.
Bu gücü markaya dönüştürmek.
Anadolu Kaplanları’nın dünyada kalıcı olması için tek bir yol var.
Dünyada markalar yaratmak.”
Birlikte, Markanızı Geleceğe Taşıyalım